Organize Kötülük
Safiye GÖKER / Sosyolog

Organize Kötülük

Platon, Sokratik bir diyaloğunda şöyle bir soru sorar: “Hiç kimsenin hatta Tanrıların bile olmadığı bir yerde bana kötülük yapmış birini, dolayısıyla da nefret ettiğim birini, yapabilecekken öldürmüyorsam bunun nedeni nedir? Bu soruya “çünkü eve döndüğümde bir katille yaşamak istemiyorum.” cevabını verir.

Kötülük toplumsal bir sorundur ve toplumsal yaşamda yapılan kötülükler tek bir insanın marifetiyle gerçekleşmez. Mutlak bir katılımı ve iş birliğini beraberinde getirir. Bu katılma kitleseldir. “Bir çocuğu büyütmek için bütün bir toplum gerekiyorsa onu taciz etmek için de bütün toplum gereklidir.” ki bu kitlesel katılımla örtbas edilmiştir yaşanan ahlaksızlıklar, istismarlar… Yetkilerin merkezileştiği ve mutlak itaatin beklendiği totaliter bir ortamda saf kötülük ortaya çıkar ve bu saflığın insani güdülerle hiçbir ilgisi yoktur. Egemen politik aktörün ve devamı niteliğindeki diğer aktörlerin bizleri maruz bıraktığı söylemlere düşünme ve muhakeme yeteneğinden yoksun “insanların” katılımıyla gerçekleşen kötülük kartopu gibi büyümekte. Fakat aklı başında her insan şiddetin, öldürmenin yanlış olduğunu bilir. Ne var ki iyilik ve iyi olma hali bireysel yaşama atanmış ve toplumsal alanda iyi olmaya ihtiyaç yokmuş gibi hareket ediliyor.

Korkudan beslenen ve korkuları besleyen siyasetin yaratmış olduğu kaos ortamı ve pastanın paylaşımı konusunda cimrilik gösteren ancak pastayı büyütmeyi düşünemeyen muhteris siyasi akıl eliyle yaratılan “düşman/muhalif” her fırsatta gösterilmeye, hor görülmeye, aşağılanmaya hatta ve hatta şiddete varan tepkisel eylemlere maruz kalmaktadır. Becerebilseler Nazilerin Yahudileri etiketlediği gibi bantlarla etiketleyecekler. Türkiye toplumunda politik aktörlerin sebep olduğu ahlaki çöküş, bütüne yansımış durumda. En taze örneği olan daha dün yaşadığımız ana muhalefet liderinin şehit cenazesinde saldırıya uğraması, linç edilmek istenmesi bunun en bariz göstergesidir. Burada muhalifin siyasi muhalif olmasına gerek de yoktur. Gündelik yaşamınızda bu boyutta olmasa da yaşayacağınız siyasi fikri ayrılık sizi hiç olmadı bir kem bakışla karşı karşıya bırakıyor. Krizi gerçekten anlamak istiyorsanız önce neden şehit verildiğinin tartışılması gerekir. Tesadüfe bakın ki iktidarın mağlup edildiği seçimin ertesine denk geliyor yine. Bu şiddetin ardından söylenenler açık bir yaranın üzerine dökülmüş kurşun gibiler. Milli savunma bakanının “Değerli arkadaşlarım, şu ana kadar mesajlarınızı verdiniz. Tepkinizi gösterdiniz” diyerek insanları sükunete davet etmesi geçmişte yaşanan olaylara verilen tepkilerle aynı. Bu manzara bize bir taraftan 2015 seçimlerini hatırlatırken diğer yandan 1993 Madımak katliamını akla getiriyor. Yirmi altı yıldır değişen hiçbir şey olmadı mı toplumsal yaşamda.

Düşünmek, insanı insan yapan en büyük ve en önemli eylemdir. Sokrates ve Platon'dan bu yana genellikle "Benlikle olan sessiz diyaloğa kendini kaptırmak" diye tarif edilir ve farklı yöntemleri vardır düşünmenin. Descartes, varlığını düşünmeye bağlamamış mıdır düşünmelerinin sonunda? Düşünce bir özgürlük alanı ister kendisine, hür bir irade ister ve hiçbir bağa hiçbir itaate dayanamaz, ölür. Düşünmenin itaate dayanamaması itaatsizlik olarak algılanmasın, düşünmek boyun eğmeyi sevmez ve düşündükçe insanlar iyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı ayırt edebilir. Zihni yeni bilgilerle donatmak ruhu ehlileştirir ki bu da gerçek manada bir tartışma zeminine ve dolayısıyla her fikrin konuşulmasına olanak sağlayan bir durumdur. Zıt renklerin birbirini açığa çıkarması gibi karşıt görüşler de birbirini besleyecektir. Bununla birlikte az düşünmek veyahut hiç düşünmemek edilgenliği ve vahşi doğallığı beraberinde getirir. Çünkü muhakeme yeteneğini de ilga eder düşünmeyen insan. Bu insanlar güçlerini güncellikten alır, herhangi bir derinleşme söz konusu değildir ve ulaşmak istedikleri bir arzuları, özgür ve bireysel alanları yoktur. Bir üniversite rektörünün "cahil, okumamış, tahsilsiz halkın ferasetine güveniyorum" cümlesi boşuna sarf edilmemiştir. Çünkü bu cahil, düşünüp sorgulamayan halk kullanılmaya elverişlidir. İnsanı insan yapan iç değerin, yerini sadakate bırakması düşünen insanı bu fiiliyatından ırak tutup sorgusuz sualsiz kabullenişi ve birey olmanın reddini içinde barındırıyor. Oysa düşünmek eylemi hareketi getirir beraberinde, hareket özgürleşmeyi. Umarım düşünmek genele yayılır ve kriz anlarını, kriz anlarında tezahür eden felaketleri önleyebilmemizi sağlar.

 

“Hem bıçağım hem de yara

Hem yanağım hem de tokat

Hem kurbanım hem de cellat

Ezen ve ezilen çarkta”

Baudelaire

Kalbin nasıl?

İçinde yaşadığımız bu dünyaya uyum sağlamaya yeterli değil.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Denizli'de orman yangını
Denizli'de orman yangını
Milletvekili Şahin Tin, esnaf odaları başkanları ile buluştu
Milletvekili Şahin Tin, esnaf odaları başkanları ile buluştu